Kayseri Times

Ekonomi Aynı Anda Yalan Söyleyebilir mi? Prof. Dr. Derviş Boztosun Çelişkiler Yumağını Yazdı!

Prof. Dr. Derviş Boztosun, Türkiye ekonomisinde otomotiv pazarındaki %25'lik daralma, rekor kıran kredi kartı borçları ve 25 milyonu aşan icra dosyalarına karşılık; %7,6 seviyesine gerileyen işsizlik ve yükselen tüketici güveni gibi birbiriyle çelişen verileri mercek altına alıyor. Göstergelerin birbirinden koptuğu bu dönemi analiz eden Boztosun; ekonominin uzun süre rakamlarla yönetilebileceğini ancak sonsuza kadar gerçeklerden kaçamayacağını vurgulayarak önümüzdeki çeyreklerin kritik bir sınav olacağını belirtiyor.

6 Ağustos 202613:48226
ReklamReklam
Ekonomi Aynı Anda Yalan Söyleyebilir mi? Prof. Dr. Derviş Boztosun Çelişkiler Yumağını Yazdı!

Prof. Dr. Derviş Boztosun

Ekonomi Aynı Anda Yalan Söyleyebilir mi?

Bir tarafta otomotiv pazarı yüzde 25 küçülüyor.

Diğer tarafta işsizlik son yılların en düşük seviyesine iniyor.

İcra dosyaları 25 milyonu aşıyor.

Kredi kartı borçları rekor kırıyor.

Ama tüketici güveni yükseliyor.

Aynı ekonomide bu kadar zıt tablo nasıl aynı anda yaşanabilir?

İşte bugün Türkiye ekonomisinin tam ortasında duran asıl soru bu.

Ekonomi bazen yavaşlar, bazen hızlanır. Bazen enflasyon yükselir, bazen işsizlik artar. Bunların hepsi olağandır.

Olağan olmayan ise göstergelerin birbirini inkâr etmeye başlamasıdır.

Bugün tam da bunu yaşıyoruz.

Temmuz ayı otomotiv verileri alarm veriyor. Pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 daralmış durumda. Otomobil satışları yüzde 25,8, hafif ticari araçlar yüzde 22,2 gerilemiş. Yılın ilk yedi ayındaki toplam küçülme yüzde 10,7.

Bu yalnızca otomotiv sektörüyle sınırlı değil.

Konutta yavaşlama var.

Beyaz eşyada yavaşlama var.

Dayanıklı tüketimde yavaşlama var.

İnsanlar artık harcamıyor; erteliyor.

Çünkü yüksek faiz yalnızca krediyi pahalılaştırmaz.

Geleceği de pahalılaştırır.

Fakat tam bu sırada açıklanan iş gücü verileri bambaşka bir hikâye anlatıyor.

İşsizlik yüzde 7,6.

Serinin en düşük seviyelerinden biri.

Sanki fabrikalar tam kapasite çalışıyor, mağazalar dolup taşıyor, siparişler yağmur gibi geliyor...

Oysa reel sektörün anlattığı hikâye bunun tam tersi.

Bir başka cephede ise sessiz bir kriz büyüyor.

İcra daireleri dosya yetiştiremiyor.

Bireysel kredi ve kredi kartı borçları tarihi zirvelerde.

Şirketler nakit akışını çevirmekte zorlanıyor.

Piyasada para dönmüyor; borç dönüyor.

Daha da ilginci, bütün bunlar yaşanırken tüketici güven endeksi yükseliyor.

Borç artıyor.

Harcamalar azalıyor.

Ama beklentiler iyileşiyor.

İşte bu, sıradan bir ekonomik yavaşlama değil; göstergelerin birbirinden koptuğu bir eşik.

Elbette bunun açıklamaları var.

İstihdam piyasası ekonomik daralmayı gecikmeli hisseder.

Şirketler önce maliyet kısar, sonra yatırımını erteler, en son çalışanını çıkarır.

Kredi kartları ve ek hesaplar tüketimi bir süre daha ayakta tutabilir.

Turizm ve hizmet sektörü sanayideki zayıflığı geçici olarak dengeleyebilir.

Bunların hepsi doğrudur.

Ama yalnızca bugünü açıklar.

Yarını değil.

Çünkü ekonomi, ertelenen sorunları affetmez.

Bugün kredi kartıyla ayakta kalan talep, yarın tahsil edilemeyen borç olarak geri döner.

Bugün korunmaya çalışılan istihdam, yarın toplu işten çıkarmalara dönüşebilir.

Bugün güven endekslerini yükselten iyimserlik, ilk büyük kırılmada yerini sert bir karamsarlığa bırakabilir.

Ekonomi yönetimi buna "yumuşak iniş" diyor.

Reel sektör ise aynı süreci "nefessiz kalmak" olarak tarif ediyor.

Belki de ikisi de haklıdır.

Çünkü uçak gerçekten alçalıyor.

Ancak içeridekilerin bir kısmı hâlâ manzarayı izlerken, diğer kısmı oksijen maskesini arıyor.

Önümüzdeki birkaç çeyrek bu çelişkilerden hangisinin gerçek olduğunu gösterecek.

Fakat değişmeyecek tek gerçek şudur:

Ekonomi uzun süre rakamlarla yönetilebilir; ama sonsuza kadar gerçeklerden kaçamaz. Veriler bir süre susabilir, piyasa susmaz.

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz

Whatsapp İhbar