Finans Profesörü Derviş Boztosun: Üretim Ateş Çemberinde
Türkiye sanayisi, yüksek enflasyon ve faizlerle sıkıştı; üretim ve istihdam daralıyor. Çıkış yolu, düşük maliyetli krediler, teşvikler ve reel faiz politikasıyla mümkün. Sanayi güçlenirse ekonomi de toparlanır.


Türkiye’nin sanayi sektörü, ekonominin omurgası, bugün tam da o ‘ateş çemberinin’ tam ortasında. Bir yanda çift hanelerde seyreden enflasyon, diğer yanda rekor seviyelere çıkmış kredi faizleri… Sanayici, ne üretim bandını hızlandırmanın ne de duran çarkları yeniden döndürmenin hesabını tam tutturabiliyor. Peki, bu tabloya nasıl geldik; daha da önemlisi, ne yapmalı?
1. Nereye Gidiyoruz?
Politika faizinin düşüreceğini umut eden sanayici, beklenmedik kredi maliyetleriyle karşılaştı. Hammadde fiyatları zaten ateşliyken, borçlanma faizlerinin yıllık yüzde 60’ları aşması, işletmelerin nakit akışını hepten kilitledi. Mevcut kapasiteyi çalıştırmak bile borç yükü altında lüks haline geldi. Bu durum; çarkların yavaşlaması, işçi çıkarmalar, yatırımların ötelenmesi ve nihayetinde ihracatın gerilemesi demek.
2. Yüksek Enflasyonun Bedeli
Enflasyon, sadece tüketici fiyatlarını yukarı çekmiyor; sanayide kullanılan çelikten kimyasala, enerji maliyetinden lojistiğe kadar tüm girdi kalemlerini zam yağmuruna tutuyor. Maliyetleri karşılamak için zam üstüne zam yapan sanayici, rekabetçi fiyatlarla ithal mallarla yarışırken zorlanıyor. Avrupa’ya sattığı ürünü dövizle cebe koyarken, ham madde alımında TL’den kaynaklı farkı kapatamayan firma? Riskli kredileri, ödenemeyen faturaları ve eriyen kâr marjları…
3. Kısır Döngüyü Kırmak Mümkün mü?
Sanayici “başlangıçta enflasyonla, şimdi de faizle kuşatıldık” diyor. Oysa Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelesi elbette vazgeçilmez; ama bu mücadele, üretimin bel kemiğini kırarak kazanılamaz. Peki, ne yapılmalı? Temel başlıkları şöyle özetleyebiliriz:
Hedefe Yönelik Likidite Desteği: Kısa vadeli faizler yatırımın önünü tıkarken, düşük maliyetli, uzun vadeli kredilerle üretime nefes aldırılmalı.
Enflasyonla Paralel Faiz Politikası: Reel faizler enflasyonun birkaç puan üzerinde sabitlenerek gerçek getiriyi korumalı; aşırı yükselişler yatırım iştahını öldürüyor.
Vergi ve Enerji Teşvikleri: Girdi maliyetlerinin omuzlarında kambur olmasını engellemek için enerji, ulaşım ve teknoloji yatırımlarına yönelik indirim ve teşvikler artırılmalı.
4. İstihdam ve Uzun Vadeli Büyüme
Sanayi, milyonlarca çalışanın ekmeğini kazandığı alan. Bugün daralan çarklar, yarın hasat edilecek işsizlik oranlarını da gölgeliyor. Oysa sanayi yatırımlarının artması, hem katma değeri yüksek üretimi hem de istihdamı besler. Uzun vadede cari açığın kapanması, döviz gelirlerinin yükselmesi de yine sanayinin güçlenmesine bağlı.
5. Adaletli Bir Dengeden Geçiyor
Ekonomi politikasında denge, sadece enflasyon hedeflemekle sağlanmaz; büyüme, istihdam ve sosyal refah gibi diğer başlıklarla birlikte yürütülmeli. Sanayiciye “daha fazla dayan” demek, zincirleri biraz daha germek anlamına gelir. Oysa kırılma noktasını aşan sektör, toparlanma şansını da kaybeder. Denklemi doğru kurmak, Merkez Bankası ve Hazine’den üretime dönük politik destek bekleyen sanayici ile mümkündür.
Sonuç olarak; sanayici bugün faiz-enflasyon kavşağında bir yol ayrımında. Düşük enflasyon, düşük faiz demektir; düşük faiz ise yeni yatırım ve kapasite artışı demek… Türkiye ekonomisinin geleceği, sanayinin omuzlarındaki yük hafiflediğinde parlar. Unutmayalım: Sanayi ayakta kalırsa, ekonomi ayakta kalır.
