Kayseri Times

Prof. Dr. Derviş Boztosun: 15 Temmuz'un En Büyük Dersi: Devleti Kim Koruyacak?

Prof. Dr. Derviş Boztosun, 15 Temmuz askeri darbe girişiminin üzerinden geçen on yılın ardından meselenin sadece anılması değil, derin bir devlet muhasebesiyle anlaşılması gerektiğini belirtiyor. Güçlü bir devletin ancak hukukun üstünlüğü, şeffaflık, liyakat ve ehliyetle ayakta kalabileceğini vurgulayan Boztosun; devleti şahsi sadakatlere veya kapalı yapılara değil, kurallara ve liyakate emanet etmenin şehitlerimize olan en büyük vefa borcu olduğunun altını çiziyor.

14 Temmuz 202623:26201
ReklamReklam
Prof. Dr. Derviş Boztosun: 15 Temmuz'un En Büyük Dersi: Devleti Kim Koruyacak?

Prof. Dr. Derviş Boztosun

15 Temmuz'un En Büyük Dersi: Devleti Kim Koruyacak?

Tankları durdurmak bir gecelik kahramanlıktı; devleti yeniden inşa etmek nesiller sürecek bir sorumluluk.

251 şehit...

Binlerce gazi...

Bombalanan Gazi Meclis...

Kendi milletine doğrultulan silahlar...

15 Temmuz 2016 gecesi yalnızca bir darbe girişimi yaşanmadı. Devletin içine yıllarca sessizce yerleşen, kurumların güvenini istismar eden bir yapılanmanın, ülkenin geleceğini zorla ele geçirme teşebbüsüyle karşı karşıya kaldık.

Millet sokaklara çıktı.

Tankların önüne yattı.

Canını ortaya koydu.

O gece demokrasiye sahip çıkan insanların cesareti, Türkiye'nin kaderini değiştirdi.

Aradan on yıl geçti.

Şimdi ise alkışların değil, muhasebenin zamanıdır.

Çünkü asıl soru şudur:

15 Temmuz'u sadece anıyor muyuz, yoksa gerçekten anlıyor muyuz?

Bir devleti yıkmak isteyenler, kapısını koçbaşıyla çalmaz.

Önce zihinlere girer.

Sonra kurumlara.

En sonunda da devletin silahını devlete çevirir.

FETÖ bunu yaptı.

Yıllarca sınav sistemlerini, bürokrasiyi, yargıyı, emniyeti ve askeri yapılanmayı kullanarak devletin kritik noktalarına sızdı. Bu süreç, sadece örgütün planlamasıyla değil; denetim eksiklikleri, kapalı yapılar ve kurumsal zaaflarla da mümkün olabildi.

İşte tam burada acı gerçekle yüzleşmek zorundayız.

Bir devlet, liyakati ikinci plana itip aidiyeti öne çıkarırsa, kendi güvenlik duvarlarını kendi elleriyle zayıflatır.

Çünkü sadakat sorgulamaz.

Liyakat sorgular.

Sadakat kişiye bağlıdır.

Liyakat devlete bağlıdır.

İkisini birbirine karıştıran her sistem, er ya da geç ağır bedeller öder.

15 Temmuz'un bize bıraktığı en büyük uyarı budur.

Devleti güçlü yapan, yüksek binalar değildir.

Kalın duvarlar değildir.

En gelişmiş silahlar da değildir.

Devleti ayakta tutan; hukukun üstünlüğü, hesap verebilir kurumlar, şeffaf denetim mekanizmaları ve ehliyet sahibi insan kaynağıdır.

Eğer bu ilkeler zayıflarsa, tehditlerin adı değişir; yöntemi değişir; ama tehlike ortadan kalkmaz.

Tarih, aynı hataları farklı aktörlerle tekrar eden toplumların örnekleriyle doludur.

Bu yüzden 15 Temmuz'u yalnızca bir yıldönümü törenine dönüştürmek, o gecenin mesajını eksik okumaktır.

Şehitlerimizi anmak elbette vefa borcumuzdur.

Ancak onların emanetine gerçek sahip çıkmak; devleti kişilere değil, kurallara; sadakate değil, liyakate; kapalı yapılara değil, şeffaf kurumlara emanet etmektir.

Çünkü devlet, hata yapabilir.

Ama aynı hatayı ikinci kez yapma lüksüne sahip değildir.

Son Söz

15 Temmuz'un üzerinden on yıl geçti.

Takvimler değişti.

Kuşaklar büyüdü.

Acılar kabuk bağladı.

Fakat tarih, unutmayı değil öğrenmeyi ödüllendirir.

Gerçek zafer; sadece darbeyi püskürtmek değil, bir daha hiçbir yapının devleti içeriden ele geçiremeyeceği kadar güçlü kurumlar inşa edebilmektir.

Şehitlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

Onlara ödeyebileceğimiz en büyük vefa ise tek bir cümlede saklıdır:

Devletin kapıları herkese açık olabilir; ama anahtarı daima hukukta, liyakatte ve milletin ortak iradesinde kalmalıdır.

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz

Whatsapp İhbar