Prof. Dr. Derviş Boztosun: Aile Şirketlerinin Kaderi Neden 20 Yılda Tükenmek?
Prof. Dr. Derviş Boztosun, Türkiye ekonomisinin büyük yükünü çeken, GSYH'nin %60'ını ve istihdamın %75'ini sağlayan aile şirketlerinin kısa ömrüne dikkat çekerek kritik bir analize imza attı. Boztosun'a göre, her 100 aile şirketinden 97'si dördüncü kuşağı göremeden tarihe karışıyor ve bu durum, Türkiye ekonomisinin yapısal bir yarası.


Prof. Dr. Derviş Boztosun'un kaleminden...
Türkiye ekonomisinin gerçek taşıyıcı kolonlarına baktığınızda dev holdingleri değil, tabelasında soyadı yazan işletmeleri görürsünüz.
GSYH’nin %60’ını, istihdamın %75’ini, ihracatın %55’ini aile şirketleri üstleniyor. Yani memleket ekonomisinin %95’i, aslında bir aile masasında alınmış kararlara dayanıyor.
Ama ortada dev bir ironi var: Bu devasa yükü taşıyan şirketlerin ortalama ömrü sadece 20-25 yıl.
Daha kötüsü, kuşak geçişleri adeta ölüm istatistiği gibi:
-
İkinci kuşağa aktarım: %30–35
-
Üçüncü kuşak: %12
-
Dördüncü kuşak: %3
Türkiye’de kurulan her 100 aile şirketinden 97’si dördüncü kuşağı göremeden tarihe karışıyor. Dünyada bile bu oran ancak %15 civarında. Bizde durum daha vahim.
Peki neden?
Aslında tablo çok net:
-
Kurumsallaşma hâlâ “gereksiz bürokrasi” sanılıyor.
-
Profesyonel yöneticilere güvenilmektense “bizim oğlana, bizim kıza” teslim edilen şirketler var.
Miras, hisse, koltuk ve yetki kavgaları şirketin kasasına değil, avukatların hesabına çalışıyor.
Yeni nesil ya şirkete küskün ya da şirkete girmek için yeterli hazırlıktan yoksun.
Finansman maliyetleri ve küresel rekabet altında strateji üretilmiyor, günü kurtarma refleksi hakim.
Ve en büyüğü: Kurucu sendromu. Şirketi kuran kişi, başarıyı kendine ait gördüğü için yönetimi devretmek istemiyor. Sonuçta şirket, kurucuyla birlikte yaşlanıyor ve onunla birlikte ölüyor.
Gerçek şu ki: Her 10 aile şirketinden 9’u üçüncü nesli göremeden kapanıyor, satılıyor ya da eriyerek yok oluyor.
Bu sadece bir aile içi kriz değil; bu, Türkiye ekonomisinin yapısal bir yarası. Çünkü omurgayı taşıyan işletmeler, aynı hızla dağılıyor.
O zaman şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Türkiye ekonomisi, her 20-25 yılda bir omurgasını kaybederek nereye kadar dayanabilir?
Çözüm belli ama zor: “Aile şirketi” olmaktan çıkıp “şirketi olan aile” olmaya geçmek.
Yani duyguyu değil aklı, gelenekleri değil sistemi, “bizim çocukları” değil liyakatı merkeze koymak.
Yoksa yazgı değişmeyecek. Soyadımız tabelada kalacak, şirketimiz istatistiklerde kaybolacak.

