Prof. Dr. Derviş Boztosun’dan Toplumsal Analiz: "İki Türkiye: Biri Vergisiz Harcıyor, Öteki Borçla Yaşıyor"
Ekonomi dünyasının duayen ismi Prof. Dr. Derviş Boztosun, Türkiye’deki ekonomik çelişkileri ve "organize gerçeklik kırılmasını" kaleme aldı. Boztosun, "Sorun fakirleşmek değil, hiç sahip olmaması gereken bir hayat standardına alışanların yaşadığı gecikmiş düzeltmedir" dedi.


Türkiye'de son dönemde sıkça tartışılan "Ekonomi kötüyse neden restoranlar dolu?" sorusuna en net ve akademik yanıt Prof. Dr. Derviş Boztosun'dan geldi. Boztosun, Türkiye’nin iki farklı hakikate bölündüğünü savunarak; kayıt dışı zenginlik ile borçla sürdürülen hayatlar arasındaki derin uçurumu ve asgari ücretin dolar bazlı illüzyonunu mercek altına aldı.
İşte Prof. Dr. Derviş Boztosun’un "gerçekle kurulan ilişkiyi" sorgulayan o çarpıcı analizi:
İki Türkiye: Biri Vergisiz Harcıyor, Öteki Borçla Yaşıyor
Türkiye’de kimse gördüğü şeye inanmıyor. Ama herkes gördüğü gibi yaşıyor. Ekonomi “kötü” deniyor ama restoranlar dolu. “Herkes fakirleşti” deniyor ama trafikteki araçların değeri birçok Avrupa şehrini solluyor. Bu bir çelişki değil. Bu, organize bir gerçeklik kırılması. Bu ülkede artık iki Türkiye yok. İki farklı hakikat var.
Birinci Türkiye: Vergisiz Zenginlik
Bu kesim görünmez ama her yerdedir. Vergi vermez ama harcar. Resmi kayıtlarda yoktur ama piyasayı belirler. Kayıt dışı ekonomi artık bir sapma değil, sistemin ana taşıyıcısıdır. Devletin ölçemediği, ama herkesin hissettiği o büyük hacim… İşte o lüks restoranların, nakit dönen konut satışlarının, “kim bu insanlar?” sorusunun cevabı burada. Bu bir başarı hikâyesi değil. Bu, sistemin delinmiş olduğunun kanıtı.
İkinci Türkiye: Borçla Yaşayanlar
Bu kesim görünür; çünkü en çok konuşan odur. Bir dönem zenginleştiğini sandı. Aslında sadece geleceğini harcadı. Ucuz krediyle alınan hayatlar, bugün pahalı gerçeklere çarptı.
Ama sorun fakirleşmek değil. Sorun şu: İnsanlar hiç sahip olmaması gereken bir hayat standardına alıştı. Şimdi o hayat ellerinden kayarken, buna “adaletsizlik” diyorlar. Oysa bu, gecikmiş bir düzeltme.
650 Dolar: Son Perde Öncesi Sessizlik
Bugün asgari ücret yaklaşık 650 dolar. Bu bir başarı gibi sunulabilir. Ama aslında bir ara sahne. Kur baskılanıyor. Enflasyon bastırılmaya çalışılıyor. Gerçek maliyetler öteleniyor. Bu film daha önce izlendi. Ve sonu hep aynı bitti: Ani kur sıçraması, hızlı fakirleşme ve toplu pişmanlık. Bugün “pahalı” diye alınmayan her şey, yarın “keşke” olacak.
Asıl Çatlak: Üretim Değil, Kalite Krizi
Türkiye üretiyor. Evet. Ama ucuz üretiyor. Bağımlı üretiyor. Ve en önemlisi: başkası için üretiyor. Katma değer düşük kaldıkça, ihracat artışı refah üretmez. Sadece daha fazla çalışıp aynı yerde saymayı sağlar.
Final: Kimse Masum Değil
Bu tabloyu sadece “sistem” yaratmadı. Vergiden kaçan da, borçla şov yapan da, gerçekle yüzleşmek istemeyen de… Aynı hikâyenin parçası. Türkiye’nin sorunu ekonomik değil. Türkiye’nin sorunu, gerçekle kurduğu ilişki. Ve o ilişki değişmeden, ne kur politikası işe yarar, ne faiz, ne de reform söylemi.
