Türkiye Finansal Kuşatma Altında :Savaşsız Bir Yıkımın Maliyeti
Prof. Dr. Derviş Boztosun, Türkiye ekonomisinin 2026 yılı ilk dört ayındaki faiz ödemelerini sarsıcı bir kıyaslama ile mercek altına alıyor. ABD'nin askeri operasyon maliyetleriyle yarışan devasa faiz yükünün; üretimden, eğitimden ve halkın refahından neleri çaldığını sorgulayan Boztosun, bu tabloyu geleceğin ipotek altına alınması olarak nitelendiriyor.


Prof. Dr. Derviş Boztosun
BAZI rakamlar vardır, sadece istatistik değil, birer tokat gibidir. Reuters bir haber geçiyor; ABD’nin İran operasyonlarının maliyeti 29 milyar dolar. Koca bir süper gücün, okyanus ötesinde, binlerce mühimmat ve teknolojik canavarla yürüttüğü harekatın bedeli bu.
Peki, dönelim bize Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi, 2026’nın sadece ilk dört ayında ne kadar faiz ödemiş biliyor musunuz? 1 trilyon 115 milyar TL. O meşhur kur hesabıyla vurduğunuzda tam 25 milyar dolar.
Manzara şu: Bizde ne patlayan bir bomba var, ne sınırı geçen bir tank taburu... Ama cebimizden çıkan para, Pentagon’un savaş faturasını yakalamış durumda. Adamlar dışarıda savaş çıkarıyor, biz ise içeride, kendi bütçemizde sessiz sedasız bir “faiz muharebesi” veriyoruz. Ve itiraf edelim; bu savaşta ağır yaralıyız.
Karşılaştırmayı "elma ile armut" sananlar yanılıyor. Mesele miktarın büyüklüğü değil, o miktarın neyi yok ettiği. ABD o 29 milyar doları küresel hegemonya oyununda "yatırım" olarak görüyor olabilir. Bizim ödediğimiz 25 milyar dolar ise hiçbir şey üretmeyen, istihdam yaratmayan, okul inşa etmeyen; aksine sadece geçmişin hatalarını ve bugünün güvensizliğini yamamaya yarayan bir vade bedeli.
Eğitimin kalitesi yerlerde sürünürken, Ar-Ge bütçeleri kırıntı seviyesindeyken, dört ayda bir "savaş maliyetini" finans devlerine hibe etmek hangi ekonomik aklın ürünüdür? Bu, sadece bir bütçe kalemi değil; bu, doğmamış çocukların rızkını bugünün finansal illüzyonlarına kurban etmektir.
"Enflasyonla mücadele ediyoruz". Doğru, faiz bu mücadelenin en sert silahıdır. Ama bu silahın geri tepmesi, bütçenin ciğerini söküyor. TÜFE’ye endeksli tahviller, yüksek politika faizi ve dövizdeki kırılganlık birleşince ortaya çıkan tablo şu: Halk enflasyonla, devlet faizle, üretim ise sahipsizlikle savaşıyor.
Ekonomi yönetimi direksiyonda ama yol giderek daralıyor. 2,74 trilyonluk yıllık faiz ödeneği, daha yılın başında erimeye başladıysa, yıl sonunda karşımıza çıkacak rakamı telaffuz etmek bile ürkütücü.
25 milyar dolarla bu ülkede kaç tane yüksek teknoloji fabrikası kurulurdu? Kaç gencin beyin göçü engellenirdi? Kaç tarım arazisi yeniden canlanırdı?
Biz barış zamanında, her dört ayda bir "savaş faturası" ödemeye mahkûm edilen bir kitle miyiz, yoksa bu kaynakları üretime yönlendirecek iradeyi gösterecek bir toplum mu?
Savaşın bedeli bellidir; yıkım. Faiz bütçesinin bedeli de farklı değil: Geleceğin ipotek altına alınması. Şimdi aynaya bakıp sorma vakti: Biz bu savaşı kime karşı, ne uğruna kaybediyoruz?
