Kayseri Times

BİTMEYEN HESAP: 28 ŞUBAT’IN "BİT YAVRULARI" VE MİLLİ İRADE

BİTMEYEN HESAP: 28 ŞUBAT’IN "BİT YAVRULARI" VE MİLLİ İRADE Başlarken: Siyasi görüşü ve inancı her ne olursa olsun, her şart ve zeminde darbelere ve haksızlıklara karşı onurlu bir duruşu olanlara, liyakati esas alanlara, bulunduğ...

MEHMET FATİH TOSUN4 Mayıs 202612:13190
ReklamReklam
BİTMEYEN HESAP: 28 ŞUBAT’IN "BİT YAVRULARI" VE MİLLİ İRADE

BİTMEYEN HESAP: 28 ŞUBAT’IN "BİT YAVRULARI" VE MİLLİ İRADE

Başlarken: Siyasi görüşü ve inancı her ne olursa olsun, her şart ve zeminde darbelere ve haksızlıklara karşı onurlu bir duruşu olanlara, liyakati esas alanlara, bulunduğu konumda devletimiz ve vatanımız için adaletle hükmedip çaba gösterenlere selam olsun. 

Bu aziz milletin hafızasında 28 Şubat; sadece "postmodern" bir darbe değil; bir neslin hayallerinin üzerine sürülen tankların, karartılan istikballerin ve çiğnenen onurun adıdır. Bugün gelinen noktada büyük oranda bir zafer kazanılmış olsa da, o günün karanlık mahfillerinde zulme alkış tutanlardan bazılarının bugün hâlâ aramızda, hatta üst mevkilerde boy gösteriyor olması, yaramızı kanatmaya devam ediyor.

Hafızayı Tazeleyelim: Neydi 28 Şubat?

Bu memleket, sözde "irtica ile mücadele" kılıfı altında, özünde doğrudan İmana ve İslam’a savaş açılan kapkara bir süreç yaşadı. Vicdanını ve aklını kiraya vermiş satılmış hainlerin, başta FETÖ olmak üzere küresel odakların maşası olan yapıların çanak tuttuğu bir ihanet projesiydi bu. Namaz kıldığı için mesleğinden atılan onurlu subaylar, "ikna odalarında" psikolojik işkenceye maruz kalan genç kızlar, üniversite kapılarında başörtüsü yüzünden yerlerde sürüklenen öğrenciler... O günün darbeci zihniyetleri sadece başörtüsünü değil, bir milletin medeniyet yürüyüşünü yasaklamak istedi.

Bir Mücahid'in İzinde: Necmettin Erbakan

O karanlık günlerde, karşısındaki şer odaklarına karşı tek başına bir dağ gibi duran Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocayı anmamak olmaz. "Savunan Adam" olarak tarihe geçen Erbakan Hoca, o dönemde her türlü baskıya, tehdide ve siyasi ambargoya maruz bırakıldı. Çilesi büyüktü; ancak o, davasından bir milim bile sapmadı, vakarını bozmadan mücadelesini sürdürdü. Bugün alınan her kazanımda, o günün "vazgeçmeyen" o dev yürekli adamının alın teri ve duası vardır. Mekânı cennet, makamı âli olsun.

Zulümden Hafızlık İcazetine

Birçok kardeşimiz gibi, bizim şahsi hikâyemiz de 28 Şubat zulmünden payına düşeni almıştı. İmam Hatipli eşimin önce katsayı adaletsizliği ile puanının kırıldığı, buna rağmen kazandığı üniversiteden başörtüsü yüzünden atıldığı, benim ise "Meslek Liseli" olduğum için katsayı adaletsizliğiyle önümün kesildiği, buna rağmen girebildiğim ilk üniversitede, başörtüsü eylemlerine olan desteğimden dolayı gördüğüm baskılar nedeniyle bırakmak zorunda kaldığım o karanlık günlerden geçtik. Çalınan sadece emeğimiz değil, gençliğimiz ve hayallerimizdi. "Biz sustuk ama dert susturmadı"

Ancak hamdolsun ki bugün, o karanlık zihniyetin yerine; kızlarımızın devlet okullarında akademik eğitimle birlikte başörtülü hafızlık yapabildiği bir Türkiye var. Bu vesayeti paramparça eden, inancımıza vurulan prangaları birer birer kıran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dik duruşu, bu toprakların makûs talihini değiştirmiştir.

İlahi Adalet: Darbecilerin Hazin Sonu

"28 Şubat bin yıl sürecek" diyenlerin akıbetine bakın bir de! İlahi adalet, bu dünyada tecelli etmeye başladı bile. O dönemin kibirli darbecilerinin, mesela Çevik Bir gibi isimlerin sonu nasıl da hüsran ve zilletle bitti. 28 Şubat’ın o kudretli paşaları, bugün unutulmuşluğun ve mahkûmiyetin karanlığında kayboldular. Cenaze törenlerinde bile yanlarında üç-beş kişiden fazlasını bulamayan, milletin gönlünden ebediyen sürgün edilen bu isimler; zulmün kimseye payidar kalmayacağının en büyük kanıtıdır.

Darbeciler Tasfiye Oldu Ama Bazılarının Yerini “Maskeliler” mi Aldı?

“Bin yıl sürecek” denilen bir zulmün bugün bitmiş olması ve yerini umut dolu günlere bırakması en büyük şükür sebebimizdir. Ancak bizi bugün en çok inciten ne, biliyor musunuz? O gün bizler dışlanırken, üniversite kapılarından kovulurken darbecilere selam duran bazılarının; bugün "unvan" sahibi, "itibarlı" adamlar olarak sistemin içinde keyif sürmeleridir.

O kara günlerde katsayı ile engellenmesek, adaletli bir yarışla sınavlarda hakkımız olan puanlar verilse, okullarımızdan atılmasak bugün; o günlerin başörtüsü eylemlerinde buğulu camların ardından silikçe izleyen, liyakati olmadığı halde, yalakalık yaptığı dönemin bazı “İslamofobik” hocalarının gölgesinde “kopyala-yapıştır” çalışmalarla şimdinin sözüm ona “milliyetçi, devletçi” geçinen kimi akademisyenlerin yerinde, hak ederek bizler olacaktık. Gençliğe ilham veren, teknolojiye yön veren, bilimsel çığır açan, milli ve manevi değerlerine sahip profesörler olacaktık belki de... İşte, bizi derinden üzen; o gün darbeye alkış tutup bugün yerimize geçmiş olan bazılarının varlığıdır. Ve bu gibileri bildiği halde menfaati icabı onlara “şirinlik” yapan “bizden” kardeşlerimiz…

O gün darbe çığırtkanlığı yapanların, dindarlara kan kusturanların bazıları bugün hâlâ devletin kilit noktalarında yer bulabiliyorsa, bunu iyi sorgulamak gerekir. Bu sinsi bukalemunlar, her dönemin kazananı olmayı becerebiliyorlar. Basiretsiz olursak; biz bedel öderken, rüzgâra göre yön değiştirip, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edenler bugün yine en ön safta yer alacaklar.

Bu, omurgasız figürler, halk arasındaki tabiriyle bu "yavşaklar"; konjonktüre göre ayçiçeği (şemşamer) gibi her yöne dönebilen, liyakatsiz, karaktersiz ve her dönemin adamı olmayı başaran figürlerdir. O gün zulme alkış tutanlar, bugün yine "sisteme" uyum sağlama yılışıklığıyla, gerçek dava adamlarına en büyük engeli çıkaranlardır.

Bir Parantez: Sivil Toplumun Tarihî Sorumluluğu ve Arınma Süreci

Bu sinsi yapılarla ve "her dönemin kazananı" olmayı hedefleyen kripto figürlerle mücadele, sadece devletin resmî kurumlarına bırakılmayacak kadar hayati bir meseledir. Burada asıl görev; milli ve manevi değerlerimizin kalesi olan sivil toplum kuruluşlarımıza düşmektedir. STK’larımız; gerek 28 Şubat’ın zulmüne alkış tutup bugün dindarlık maskesi takanları, gerekse 15 Temmuz’un karanlık emellerine hizmet edip bugün gizlenmeyi başaran o "bukalemunları" deşifre etmekle mükelleftir.

Bu bir ihbarcılık değil, bir beka ve liyakat nöbetidir. İlgili mercilere bu şahıslar hakkında gerekli bilgilendirmeleri yapmak, gerçek dava adamlarının hakkını korumak adına kaçınılmaz bir sorumluluktur. Eğer bizler sessiz kalırsak, o günün darbe sevicileri bugün yine en ön safta yer kaplayarak geleceğimize ket vurmaya devam edeceklerdir. Arınma, ancak sivil toplumun ferasetiyle tam manasıyla gerçekleşecektir.

Güzel Günler Yakın: Hak Yerini Bulacak!

Kimse sanmasın ki bu devran böyle gidecek! Bugün “çürük yumurta” kabilinden hak etmediği halde koltukları işgal eden, dün dindarın sırtına basıp bugün dindar görünerek yerini koruyan o maskeli asalakların da hesabı elbet sorulacak. Zulmün hesabı mahşere kalsa da, ihanetin hesabı bu dünyada görülecektir.

Biz ümitvarız! Güneş balçıkla sıvanmaz. Sabırla, inançla ve dava şuuruyla yoğrulan bu topraklar, elbet o safraları içinden söküp atacaktır. Gerçek liyakat sahiplerinin, ömrünü bu davaya vakfetmiş tertemiz Anadolu çocuklarının hakkının teslim edileceği o güzel günler yakındır. Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, fecir yakındır!

Mahşeri Bekliyoruz

Dava adamı olmanın kaderidir; Hak’tan ayrılmayanlar dünyevi olarak mağdur edilebilirler. Varsın olsun! Biz, darbecilerin gasp ettiği unvanların ve rütbelerin asıl karşılığını ahirette alacağımıza iman ettik. Unutmayacağız, unutturmayacağız! Nereden geldiğimizi bilerek, bunca kazanımı bir daha kaybetmemek için nöbetimize devam edeceğiz. Bu topraklar üzerinde operasyon yapmaya kalkan her türlü vesayet odağına karşı sesimizi daha gür çıkaracağız.

Unutulmasın ki; rüzgâra göre eğilenler değil, fırtınaya karşı dimdik duranlar tarih yazar. Kahrolsun darbeci zihniyet! Ve zalimler için yaşasın cehennem!

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz

Whatsapp İhbar