İÇİMDE BİR UKDE: SELAM İMAM HATİPLİM!
İÇİMDE BİR UKDE: SELAM İMAM HATİPLİM! Bu yazı, imam hatip proje okulları özelinde bir hasbihal maksadıyla kaleme alınmıştır. Yazılarım, başta nefsimedir. “Selam İmam Hatiplim!” nidasına mazhar olabilmeyi, bu kutlu selama r...


İÇİMDE BİR UKDE: SELAM İMAM HATİPLİM!
Bu yazı, imam hatip proje okulları özelinde bir hasbihal maksadıyla kaleme alınmıştır.
Yazılarım, başta nefsimedir.
“Selam İmam Hatiplim!” nidasına mazhar olabilmeyi, bu kutlu selama ruhumun en derinlerinden “Ve Aleykümselam!” diye mukabelede bulunabilmeyi o kadar çok isterdim ki… İçimde, her eğitim-öğretim dönemi başında harlanan bir ateştir bu. İlkokulu bitirdikten sonra, o günün sosyo-ekonomik şartları doğrultusunda devletimizin parasız yatılılık ve bursluluk sınavında iyi bir derece elde ederek, yatılı düz ortaokula gitmek durumunda kaldım. Oysa benim gönlümde, çocuk dünyamın en saf köşesinde hep İmam Hatip okulu vardı. Kendi kendime ahdetmiştim: Hiç değilse lisede “İmam Hatipli” olmalıydım, bu şerefli kimliği kuşanmalıydım.
Ortaokul biter bitmez, kimsenin yönlendirmesini beklemeden ilçemizdeki İmam Hatip Lisesi’nin yolunu tuttum. Hocalarımızın karşısına geçip, gözlerimdeki o kararlı ışıkla "Ben İmam Hatipli olmak istiyorum" demiştim. Benim bu azimli, ısrarlı ve çok istekli duruşumu görünce, o dönemin usulünce beni formaliteden küçük bir mülakat sınavına tabi tuttular. Kısa sureleri ezberden okumamı istediler; ardından İslam’ın ve imanın şartlarından sualler yönelttiler. Elhamdülillah, evimizde, mahallemizde aldığımız terbiye ile o kadar da Müslümanlığımız vardı; sınavı kolaylıkla geçtim. Nihayet kaydımı yaptırmış, o mukaddes kapıdan içeri adımımı atmıştım. Artık ben de bir İmam Hatipliydim! Heyecanla karışık mutluluk içinde dönüyordum evime.
Bahçe kapısında, daha önce girdiğim bir başka merkezi sınavın sonucunu getiren postacı ile karşılaştım. Heyecanla zarfı açtım. Sonuç belgesinde, “ … Lisesi’ni 3. Asil olarak kazandınız” yazıyordu… Yine bir sınavda “başarılı” olmuştum olmasına da, kalbim İmam Hatip’te, ruhum o mukaddes koridorlarda kalmıştı. O genç yaşımda, şu mısraları söylemiştim kendime:
Bir imtihan dünyası ki sınav sınav içinde,
Bir kazanmak ki kaybetmek var içinde… (M. Fatih Tosun / 1993)
Nitekim ailem ve öğretmenlerimin telkinleri, bir de istikbal kaygıları sebebiyle, kaydımı yaptırdığım o ilk gün veda etmek zorunda kaldım İmam Hatipliliğe. O gün bugündür içimde hiç dinmeyen, her kapısından geçişimde yüreğimi burkan sızılı bir ukdedir İmam Hatipli olamamak. Elbette neticede gidip okuduğum ve mezun olduğum okul da bu aziz devletimizin bir okulu idi. Devletimiz bizi yetiştirdi, milletimize farklı bir sahada, farklı bir uzmanlık alanında hizmet etmek nasip oldu; buna da hamdediyorum. Kaderin üzerinde bir kader, hükmün üzerinde bir hüküm vardı elbet... Ancak “Keşke İmam Hatip’e gitseydim” cümlesi hayatımın en büyük, en derin keşkelerinden biri olarak kalmaya devam ediyor.
Zaman Değişse de Değişmeyen Yol Ayrımı
Tarih tekerrür ediyor ve evlatlarımız aynı yol ayrımının eşiğinde duruyorlar… Bizler ve yeni eğitim-öğretim yılında evladı ortaokula veya liseye başlayacak olan diğer veliler, şu günlerde okul arayıp bulma telaşına girdik. Kuşkusuz okul tercihlerini ve ailelerin eğilimlerini etkileyen pek çok etken var: Aile yapısı, gelecekten ve kariyerden beklentiler, dünya görüşü ve en önemlisi ahiret vizyonu bu tercihleri doğrudan şekillendiriyor. Bugün bazı ortaokullar ve liseler merkezi sınav sistemiyle öğrenci kabul ederken, bazıları adrese dayalı kayıt sistemiyle veyahut diploma notu esasıyla kapılarını evlatlarımıza açıyor.
Sınavla öğrenci alan Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Anadolu İmam Hatip Liseleri, Mesleki ve Teknik Liseler, Hafızlık Proje İmam Hatip Okulları gibi çeşitli eğitim kurumları var. İlimizdeki, LGS (Liselere Giriş Sınavı) ile öğrenci alan okullar özelinde farklı bakış açılarını ve detaylı değerlendirmeleri içeren bir yazıyı ilerleyen günlerde müstakil olarak kaleme almayı düşünüyorum. Hafızlık Proje İmam Hatip Okulları ile ilgili de özel bir yazı kaleme almalıyım diye kanaatim var. Nasip olursa…
Bu yazımda, son yıllarda eğitim sistemimizin lokomotiflerinden biri haline gelen, velilerin zihninde hem büyük umutlar hem de mühim sualler barındıran “Proje İmam Hatip Okulları” ile ilgili hasbi değerlendirmelerde bulunmaya gayret edeceğim.
İmanla Yoğrulmuş Bütüncül Eğitim Tasavvuru
Bizimle aynı hassasiyeti paylaşan veliler; ciğerparemiz olan evlatlarımızı teslim edeceğimiz eğitim kurumunun sıradan bir öğretim yuvası olmasını istemiyoruz. Biz, o okulun hayatı yalnızca bu dünyadan ibaret görmeyen, aksine "Hayat, iman ve cihattır" anlayışıyla yoğrulmuş, dünya ve ahiret dengesini hakkıyla gözetecek bir çatı olmasını arzuluyoruz. İstiyoruz ki evladımız oraya gittiğinde imanın sarsılmaz şuuruna ersin, İslam’ın o pak özünü sadece ezberlemesin, ruhunda hissetsin; günlük yaşantısını, ahlakını Kur'an ve sünnetin o eskimez ölçülerine göre şekillendirsin. Ama bunu yaparken fende, matematikte, sanatta ve teknolojide de çağın en ileri bilgi ve becerisine sahip olsun, akranlarından geri kalmasın.
Öyle bir eğitim modeli tasavvur ediyoruz ve istiyoruz ki; talebesine, hayatın her anında ve kâinata baktığı her nazarda Allah’ın (cc) esma ve sıfatlarının tecellilerini görebilme cehdini aşılasın. Çocuklarımızı yalnızca dünyaya bakan dar kalıplardan kurtarıp; “Nereden geldim, ne için gönderildim ve nereye gidiyorum?” suallerine hakikate mazhar cevaplar arayan şuurlu fertler olarak yetiştirsin.
Öyle bir eğitim çatısı bekliyoruz ki; o çatı altında yetişen genç, insana hizmet etmeyi Hakk’a hizmet bilsin; mesleğini icra ederken ahiret mesuliyetini de kalbinde taşısın. Matematikten fiziğe, her fennin kendine mahsus lisanıyla Allah’ı tanıttığını gösterebilsin; ibadetlerin yalnızca şeklini değil, ruhunu ve manasını da genç dimağlara nakşedebilsin.
Proje İmam Hatipler ve İlimizdeki Durum
Evet; tam da bu idealize ettiğimiz, yıllardır hasretini çektiğimiz eğitim modelini hayata geçirme iddiasında ve gayretinde olan okullarımız var: Proje İmam Hatip Okulları… Eğitimin ailede başladığı, hayat boyu devam ettiği bilinciyle; aileler olarak, okulun öncesinde şayet aynı minvalde temelleri sağlam atabildi isek ve okulun paralelinde içtimai hayatta yine aynı minval üzere üzerimize düşeni yapabilir isek, bu eğitim modelinin yetiştireceği fertler; milli ve manevi değerlerine canı pahasına sahip çıkacak, Devlet bilincini, Millet şuurunu, Vatan sevgisini ve Bayrak kudsiyetini hücrelerine kadar idrak edecektir. Tarihinden, köklerinden ilham alarak; Bîrûnî gibi, Hârezmî gibi, El-Cezerî gibi, Ali Kuşçu gibi, İbn-i Sînâ gibi, Allah namına, O'nun rızası için ilim ve hikmet üreten asrın öncüleri olacaklardır…
(Küçük bir parantez: Proje İmam Hatip Okulları ortaokul seçme sınavları, ilimizde bu yıl 27 Haziran’da gerçekleştirilecek. Sınav uygulama kılavuzuna, başvuru şartlarına, kontenjanlarına ve süreç takvimine ilişkin ihtiyaç duyulan tüm görsel ve detaylı bilgilere, ilgili Proje İmam Hatip okullarının resmi web sayfalarından kolaylıkla ulaşabilirsiniz.)
Bir veli, bir vatandaş ve bu işin dertlisi bir insan olarak, ilimizdeki Proje İmam Hatip okullarının bir kısmını bizzat ziyaret etmiş biriyim. Ali Rıza Özderici Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi, Mustafa Germirli İmam Hatip Ortaokulu, Şehit Cennet Yiğit İmam Hatip Ortaokulu ve Medine İmam Hatip Ortaokulu bunlardan bazıları… Gittiğim her okulda koridorların pırıl pırıl gençlerle dolu olduğunu görmek göğsümü kabarttı.
Ziyaret ettiğim okullardaki idareci ve öğretmenlerde; milli bir görüşün, milli bir duruşun, imâni bir şuurun ve ilim ile hikmet kaygısının izlerini müşahede ettim. Gençlerimizin yetişmesi için ortaya koydukları emek ve fedakârlık, mesleklerini yalnızca bir görev olarak değil, aynı zamanda bir ideal olarak gördüklerini hissettiriyordu. Bu vesileyle, eğitim yolunda gayret gösteren tüm idareci ve öğretmenlerimize gönülden teşekkür ediyor, çalışmalarında muvaffakiyetler diliyorum.
Haddim Olmayarak: Bir Velinin Sual ve Tespitleri
Proje İmam Hatip Okulları, hem dünya hem de ahiret hayatı için mükemmel, dengeli bir eğitim ve öğretim zeminini ortaya koyma çabasındalar, bu gayret ortadadır. Ancak, bu okulların yapısı, öğrenci seçme usulleri ve işleyişteki bazı hususlar hakkında, asla yıkıcı bir niyet taşımadan, tamamen içselleştirdiğim ve dertlisi olduğum bazı can yakıcı soruları sizlerle paylaşmak istiyorum. Yüksek müsamahanıza sığınarak birkaç soru ve tespiti buraya not etmek isterim:
1-Akademik Başarı ile İmâni Ruh Arasındaki Terazi: Elbette dini bir eğitimle birlikte üstün bir akademik başarıyı da hedefleyen bu okulların taliplisi çok olduğundan, doğal olarak okul da talihlilerini seçmek için bir sıralama sınavı yapacak. Buna itirazımız olamaz. Lakin bu okulların akademik başarısı neredeyse tartışılmaz bir zirvedeyken, İmam Hatip ruhunun asıl omurgasını oluşturan Kur’an-ı Kerim, Hadis, Fıkıh, Siyer-i Nebi ve Arapça gibi mesleki derslerin müfredatta ve uygulamada biraz sönük ve hafif kaldığını, geri plana itildiğini söylesek haksızlık mı etmiş oluruz? Hâl böyle iken, normal şartlarda din eğitimine mesafeli duran bazı kesimlerin sırf lise giriş sınavlarındaki yüksek başarı yüzdelerini görerek bu okulları tercih etmesi ihtimal dâhilindedir. Elbette her evladımızın bu iklimle tanışması bir kazançtır; ancak burayı sadece seküler bir sıçrama tahtası olarak gören anlayış karşısında, İmam Hatip ruhunun özgün müfredatının feda edilmemesi, bu ruhun korunması adına hayati bir zorunluluktur. Çünkü İmam Hatipleri diğer okullardan ayıran şey yalnızca başarı istatistikleri değil, sahip olduğu özgün eğitim vizyonudur.
2-Kurumsal Kimlik ve Hassasiyet Tutarlılığı: Bazı Proje İmam Hatip okullarımızda kız evlatlarımız için okul sınırları içinde başörtüsü takılması kurumsal bir kimlik gibi ve usul olarak benimsenmişken, diğer bazılarında bu uygulamanın bütünüyle esnetilmesi durumu mevcuttur. Bu esneklik, doğru bir uygulama mıdır, İmam Hatip ifadesinin özünde ve ruhunda yer alan mesleki ve imâni tesettür bilinci ile ne kadar uyumludur, ne kadar örtüşmektedir?
3-Sadece Test Puanıyla Ruh Ölçülür mü?: Yalnızca çoktan seçmeli akademik bilgi sorularıyla yapılan tek bir sıralama sınavı neticesinde İmam Hatiplere öğrenci kabul etmek ne kadar doğrudur, ne kadar adildir? Bu sınavda yüksek puan alan, ancak okulun vadettiği akademik başarının haricindeki diğer değerlerin kendisi veyahut ailesi için hiçbir manası ve kutsiyeti olmayan bireyler de bu kontenjanları doldurabiliyorlar. İlerleyen yıllarda; İmam Hatip kimliği ile mezun olup daha sonra bu kimlikle bağını bütünüyle koparan, bir yandan "Ben de İmam Hatip mezunuyum" diyerek, diğer yandan İmam Hatip kimliğinin temsil ettiği değerlerle belirgin bir mesafe oluşturan hayat tercihleri nedeniyle camiaya zarar verebilecek bireylerin ortaya çıkabileceği endişesini taşıyan yalnızca ben değilimdir, diye düşünüyorum. Puan sıralamasının yanı sıra, adil ve şeffaf bir “eğilim belirleme” yöntemiyle, yüreğinde gerçekten İmam Hatip ruhunu taşımayı arzu eden adanmış evlatları seçemez miyiz?
4-Özümsenmiş Sürdürülebilir İmam Hatip Kişiliği: İstatistiki bir çalışma ile özellikle Proje İmam Hatip ortaokullarından mezun olanların, hangi oranda İmam Hatipli kalmak istediğini, mezunlardan yüzde kaçının lisede de İmam Hatipleri tercih ettiğini ortaya koymakta fayda görüyorum. Eğitimine bu okullarda başlayıp lisede farklı kulvarları seçen öğrenciler varsa sebepleri derinlemesine araştırmalıdır.
Sual ve tespitlerimde bir hata, bir aşırılık, bir noksanlık varsa kusurum, elde edilen kazanımların kaybedilmesi endişeme verile.
Gençliğin Kaderi ve Tek Sınav Sancısı
Meseleye daha makro bir çerçeveden baktığımızda; genel olarak ortaöğretim kademesinde gencecik evlatlarımızın geleceğinin, tüm hayat stratejisinin tek bir güne, birkaç saatlik tek bir sınava bağlanması ne kadar doğrudur, ne kadar vicdanidir? Bir öğrencinin kaderi birkaç saatlik bir performansa indirgenmeyecek kadar değerlidir. Sınava yakın bir zaman diliminde veya tam da sınav sabahı aniden ortaya çıkabilecek bazı elde olmayan musibetler, ani şanssızlıklar nedeniyle bir öğrencinin yıllarca döktüğü alın teri, kurduğu hayaller bir anda kararmamalıdır. Çevremizde bunun acı örnekleri o kadar çok ki...
Çocuk sınava giderken kaza yapabilir, sınavdan önceki gece sevdiklerinden birini kaybedebilir, yediği bir yiyecekten ötürü rahatsızlanabilir, sınav salonundaki vidaları gevşemiş gıcırdayan ve sallanan masasından dolayı motivasyonu kaybolabilir, cevap kodlarken kaydırma yapabilir... Liste uzayıp gider. Bazı uzmanlar çıkıp “Bu durum rekabetin ve sınavın doğasında var” diyerek meseleyi basitleştirebilirler. Sınav usulü, ölçme ve değerlendirme uygulaması elbette yüksek bir uzmanlık konusudur, işin ehillerine havale ederiz. Ancak bir veli yüreğiyle sormadan edemiyorum: Evlatlarımıza birkaç sınav hakkı tanınıp bunlar arasından alınan en yüksek puanın temel alınması ya da süreç odaklı ortalamaların hesaba katılması gibi, daha esnek ve adil teknikler geliştirilemez mi? Gencecik yürekler bu tek günün stresiyle ezilmekten kurtarılamaz mı?
Geleceğe Dair Ümitvar Olmak
Bugün zaman zaman karamsarlığa sevk eden gelişmelere şahit oluyoruz. Hani meşhur bir kelam-ı kibar vardır; meyhanede sabahlayan, memlekette hiç ayık insan yok zannedermiş... Ancak İmam Hatip okullarının ortaya koyduğu gençlik manzarası, bu karamsarlığı dağıtan güçlü bir ümit kaynağıdır. Eğer doğru zamanda doğru yerde durmayı becerebilirsek, bu memlekette nice güzel, asil ve adanmış insanların var olduğunu hayranlıkla anlayacağız.
Bir veli olarak, milli ve manevi değerlerimizin inkişafında İmam Hatipli olmanın ayrı bir yeri olduğuna inanıyorum. Kadim şehrimiz Kayseri’deki İmam Hatip okullarının her birinin, hayırda yarışan bir anlayışla önemli başarılara imza attığını da müşahede ediyorum. Yalnızca; iyinin daha iyi olması için kafama takılan bazı hususları hasbihal etmek istedim. Yoksa bu okullarımızın ulaştığı başarıyı anlatmaya kelimeler kifayet etmez; sürç-i lisan ettimse affola.
Bu noktada önemli gördüğüm bir hususu da ifade etmek isterim: Bu çatıların nitelikli bir biçimde yaşamasını istiyorsak, idareci ve eğitimci kadrolarının verilen eğitimin vizyonuna ve ruhuna uygun, liyakatli kişilerden seçilmesi üzerinde ayrıca düşünülmelidir. Eğitim alanında faaliyet gösteren, milli ve manevi değerlere sahip çıkma idealindeki dernek, vakıf, platform vb. STK’ların da bu sürece profesyonel katkı sunması önemlidir.
Yazımın başında da tüm samimiyetimle söylediğim üzere; içimde ukde olarak büyüyen bir sızıdır İmam Hatipli olamamak. O yüzden bu köşe yazımda, içimdeki o eski aşkın ve davanın izini sürerek İmam Hatipleri kaleme aldım, onlara ayna tutmak istedim. Elbette bütün bu değerlendirmeleri yaparken şunu da özellikle vurgulamak gerekir: Bugünün Türkiye’si; o eski, vesayetçi ve karanlık Türkiye değildir. Çağın ötesine imza atan aydınlık Türkiye’nin mimarı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımızı arz ederken; ortaya koyduğu vizyonla Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’e de teşekkür etmeyi bir borç biliriz.
Biz hiçbir okulumuzu diğerinin karşısına konumlandırmıyoruz. Tüm eğitim kurumlarımızın ortak hedefi; ahlaklı, çalışkan, devletine ve milletine bağlı nesiller yetiştirmektir/olmalıdır. Bu anlayışın güçlenmesi için emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyor, Yüce Allah’tan tüm evlatlarımıza muvaffakiyetler diliyorum.
