İLİM VE İNANÇ
İLİM VE İNANÇ Her insan, doğuştan düşünme, inanma, tercih etme ve taraf olma melekesine sahiptir. İnsan, her ne kadar ailesinin dini üzerine büyüse de belli bir yaştan sonra inancını sorgular. Kendi aklı ve iradesiyle...


İLİM VE İNANÇ
Her insan, doğuştan düşünme, inanma, tercih etme ve taraf olma melekesine sahiptir. İnsan, her ne kadar ailesinin dini üzerine büyüse de belli bir yaştan sonra inancını sorgular. Kendi aklı ve iradesiyle hakikati arama yolculuğu başlar.
Tabiri caizse, Allah (cc) insanın ruhlar aleminde kendisini tasdik ettiği gibi, ona akıl ve irade vermiş; dünya hayatını da kendi tercihini ortaya koyacağı bir imtihan alanı kılmıştır.
Allah (cc) inancın dışarıdan bir zorlama ile değil; insanın ilim öğrenerek, aklını ve iradesini kullanarak oluşmasını istemiştir. Bu sebeple insanı inancı konusunda hür bırakmış ve onu zorlamamıştır. (Bakara, 2/256)
Bu yüzden Allah (cc) her insanın ilim ile aklederek hakikate ulaşabilmesinin yollarını açmıştır. Eğer Allah (cc) istese herkes, kendisine iman ederdi. Fakat bu imtihanın sırrına aykırı bir durum olurdu.
Allah (cc ) insana iki yol sunmuştur. Her kişi, tercihine göre bir sonuç ile karşılaşacaktır. Bu durum, mealen şu ayetlerle beyan edilmiştir:
“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör.” (İnsan,3)
“Eğer Rabb’in dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi topluca iman ederdi. Hal böyleyken, mümin olsunlar diye sen tutup insanları zorlayacak mısın!
Allah’ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması mümkün değildir. O, akıllarını kullanmayanları inkâr bataklığında bırakır.
De ki: “Bir bakın da görün, göklerde ve yerde neler var?” Fakat iman etmeyecek topluma ne o kanıtların ne de uyarıların yararı olabilir. ( Yunus, 99-100-101 )
“Bil ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Kendi günahın için, erkek kadın müminler için Allah’tan af dile. Ne yapacağınızı ve yerinizin neresi olacağını Allah bilir. (Muhammed, 19 )
Allah (cc) insanlığı öncelikle kendisinden başka ilah olmadığına ve boyun eğilecek yegane varlığın kendisi olduğuna çağırmıştır. Peygamberlerine de insanlığı buna davet etmelerini emretmiştir.
Efendimiz Peygamberimiz Aleyhisselam ile Muaz b. Cebel arasında geçen inanca dair diyalog, bizim için en büyük ve en kıymetli davettir:
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Resûlullah binitiyle giderken arkasında oturan Muaz’a seslendi: “Ya Muâz b. Cebel!” Muaz, “Buyur ya Resûlallah! Emret!” diyerek cevap verdi. Hz. Peygamber tekrar, “Yâ Muâz!” diye seslendi. Muâz, “Buyur ya Resûlallah! Emret!” dedi. Bu durum üç defa tekrarlandı. Daha sonra Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Kim kalbiyle tasdik ederek Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.” (Buhârî, İlim, 49)
