Modern Futbol mu, Fazla Hesap mı? Kayserispor – Fenerbahçe Maçının Ardından


Son yıllarda futbolda genç teknik direktör sayısının hızla arttığını görüyoruz. Bu kuşak, oyuna dair yeni kavramları, farklı antrenman metodlarını ve taktiksel varyasyonları uygulama konusunda oldukça hevesli. Özellikle Alman futbol ekolünün etkisiyle; topun kaybedildiği yerde yoğun baskı, üçüncü bölgede pres, hızlı geri kazanım gibi prensipler neredeyse herkesin dilinde.
Ancak oyunu karmaşıklaştırmanın da bir sınırı olmalı. Futbolu laboratuvar ortamına taşıyıp her detayı matematik problemine çevirmek, bazen en temel gerçeği unutturuyor: Bu oyun hâlâ basit.
Nitekim Jorge Jesus da yakın zamanda buna benzer bir vurgu yaparak futbolun bir bilim olmadığını söylemişti. Yeni nesil teknik adamların en büyük açmazı da burada başlıyor. Özellikle futbolculuk kariyeri çok parlak olmayan bazı isimlerin, teknik direktörlükte sanki oyunun şifrelerini tek başına çözmüş gibi davranmaları zaman zaman abartıya kaçıyor. (Bunu söylerken Çağdaş Atan’ı ayrı tuttuğumu özellikle belirtmek gerekir.)
Bugün modern diye anlatılan pek çok uygulamanın, yıllar önce Fatih Terim tarafından Galatasaray’da hayata geçirildiğini hatırlamak lazım. Ön alan baskısı, doğru alan paylaşımı, beklerin hücuma katılımı, topu hızla geri kazanma düşüncesi… Bunların hepsi o dönemde defalarca sahaya yansıtılmıştı.
Yakın zamanda Nuri Şahin’in de söylediği gibi, o başarıları yalnızca motivasyonla açıklamak mümkün değil. Demek ki mesele; yenilik yapmak kadar, doğruyu zamanında ve cesurca uygulayabilmek.
Bu yüzden Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Futbolun doğasında sadelik var. Asıl belirleyici olan; oyun fikri ve oyuncunun zekâsı.
Gelelim maça…
Kayserispor’un karşılaşmaya zihinsel olarak tam hazır görünmediği çok açıktı. Bunun sebebi aşırı motivasyon da olabilir, konsantrasyon eksikliği de. Ama başlangıç bölümünde özgüven sorunu yaşandığı netti.
Maç sonrasında Çağdaş Atan’ın yaptığı bazı değerlendirmeleri de fazla anlamlı bulmadım. Rakibin dizilişine göre hazırlanmak elbette önemli; ancak maçtan önce ilk 11’i gördüğünüzde buna göre planınızı revize edebilirsiniz. Gerekirse ilk dakikalardan itibaren küçük dokunuşlar yaparsınız. Futbol, donmuş bir senaryo değil.
Rakibe odaklanırken kendi kimliğinizi kaybetmemelisiniz. Bir oyun anlayışınız olacak ve onu cesurca uygulayacaksınız.
Öte yandan Fenerbahçe tarafında Jorge Jesus’un cesareti gerçekten dikkat çekici. Rotasyondan korkmuyor. Sürekli değişen kadrolara rağmen takımın oyun disiplininden kopmaması büyük teknik adam işi.
Bu maçta üçlü savunma düzeni ve ön taraftaki hareketlilik Kayserispor’u oldukça zorladı. Joshua King ve João Pedro fizik güçleriyle etkili olurken, orta sahada Miguel Crespo sahanın hemen her yerindeydi. Ben Crespo’yu çok beğeniyorum; hem mücadele ediyor hem oyunu yönlendiriyor.
Kayserispor ise bu kalabalığın içinde zaman zaman kayboldu. Ramazan Civelek değerli bir oyuncu ama onu sürekli merkezde çözüm gibi görmek doğru değil. Bu tür maçlarda daha net roller gerekiyor.
Bence Mame Thiam ileride tek bırakılıp arkasında daha dirençli, top yapabilen bir orta saha ile desteklenebilirdi. Nitekim Yaw Ackah oyuna girdikten sonra denge bir miktar değişti.
Kanat üretkenliğinin azlığı da önemli problemdi. Oysa rakibin savunması güçlü ama ağırdı. Tempolu, derine koşularla daha fazla tehdit oluşturulabilirdi.
Yine de tablo anlatıldığı kadar karanlık değil. Tartışmalı pozisyonlar, kaçan fırsatlar var. Altay Bayındır’ın çıkardığı net bir pozisyon da maçın kırılma anlarından biriydi.
Üstelik Fenerbahçe, Kayserispor’un doğrudan rakibi değil. Bu nedenle kayıp telafi edilebilir.
Ama edilmesi gereken bir şey var: Sayılara, istatistiklere, şut adetlerine takılıp kalmadan; net bir oyun kimliği oluşturmak. Çağdaş Atan’ın yapması gereken en önemli adım bu.
Bu takım doğru yönlendirildiğinde çok daha fazlasını yapabilecek potansiyele sahip.
