ZAMAN ŞUURU VE ÂNI YAŞAMAK
ZAMAN ŞUURU VE ÂNI YAŞAMAK
Zaman, izafidir ve biz kulların hayatı tanzim etmesi içindir. Allah (cc) zamandan ve mekandan münezzehtir. Çünkü O, zamanı da mekanı da yaratandır. Zamanın izafiliğini ve dünyada geçirdiğimiz sürenin çok kısa olduğunu mealen şu ayet-i kerimelerden öğreniyoruz:
Allah, “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
“Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık; işte, saymakla görevli olanlara sor” derler.
Allah buyurur: “Pek kısa bir süre kaldınız; keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız!” (Mü'minün, 112-114)
“Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Bilinmeli ki, Rabbin’in katındaki bir gün sizin saymakta olduklarınızın bin yılı gibidir.” (Hac, 47)
Bu kadar geçici bir zaman diliminde yaşadığımıza göre insanın içinde bulunduğu ânın farkında olması ve o ânı iyi değerlendirmesi gerekir.
Âna odaklanmak ve içinde bulunduğumuz zamanı, kaliteli ve verimli bir şekilde yaşama düşüncesi, zaman şuuru açısından en önemli merhaledir. İçinde bulunduğumuz zamana odaklanmak yerine; geçmişe takılı kalmak, gelecek için de endişeli ve kaygılı olmak kişinin moral ve motivasyonunu düşürecektir.
Efendimiz Aleyhisselam, dünyalık işler için geçmişe kederlenmekten ve gelecek için kaygılanıp endişeye düşmekten bizi men etmiştir.
İnsan geçmiş için pişmanlık duyabilir. Fakat bu pişmanlık, günahlarımız ve hatalarımız için olabilir. Bunun ilacı da günahımızdan dolayı pişmanlık duyup bir daha işlememek üzere tevbe etmektir.
İnsan gelecek için birtakım planlar yapabilir. Fakat bu, hırsla dünyaya bağlanarak değil, Allah’ın (cc) rızasını kazanabilme endişesi ile insanlık içim artı değerler üretebilme üzerine olmalıdır. Aksi takdirde insan boş yere geçmiş ve gelecekte takılı kalacaktır. Şaşırtıcı bir örnek duymuştum:
Seksen yaşındaki bir adam, arkadaşıyla konuşurken karşıdaki araziye bakarak
“Şu karşıdaki arazi yirmi yıl sonra ne değerlenir ama. Orada bir evimiz olsa ne iyi olur.” demiş. Seksen yaşında birisinin yirmi yıl sonrasının hesabını yapması, şaşırtıcı ve düşündürücüdür.
Elbette ki insan helalinden ev sahibi olmak isteyebilir. Ama insanın geleceğe yönelik sadece dünyalık yatırımı düşünmesi, insanın kalbine dünya muhabbetini yerleştirebilir. Bu düşünce, insana ahirete yönelik yatırım yapmayı unutturabilir.
Hayatımızda en net olan zaman dilimi, doğum ve ölümümüzdür. Biz bu dünyaya sınanmak için gönderildik ve bu iki zaman arasında yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz.
Modern zaman ve sosyal medya bize çok büyük tuzak kurdu. Eğlence ve haz üzere yaşamanın arttığı bu zamanda insan, günü kurtarmak üzere yaşamaktadır. Fakat bizim asıl sorumluluğumuz günü kurtarmak değil; sorumluluk şuuru ile ân içerisinde yapacaklarımızı, dosdoğru ve zamanın hakkını vererek yerine getirmektir. Zaman israfından kaçınıp vakitlerimizi boş şeylerle heba etmemektir. Rabbimiz (cc) Mü’minün Suresi’nde Müminlerin özelliklerini anlatırken şöyle buyurmuştur:
“Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” ( Mü’minün, 3﴿
Yine bu konuyla ilgili
Ebu Hureyre’nin (ra) naklettiğine göre, Resûlullah Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
“Mâlâya’nîyi (faydasız söz ve lüzumsuz işleri) terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.”


